AKUT LENFOBLASTİK LÖSEMİ TEDAVİSİNDE YALANCI KETONÜRİ NEDENİ OLARAK MESNA

(1)Emel Akkaya, (1)Funda Erkasar Çıtak,(1)Bekir Koşan, (1)Serpil Taşdelen, (1)Duygu AKSEN, (1)Üstün Ezer, (2)A. Emin Kürekçi
(1) Özel LÖSANTE Lösemili Çocuklar Hastanesi , (2) Gülhane Askeri Tıp Akademisi-Pediatrik Hematoloji Bilim Dalı; Ankara Türkiye

Siklofosfamid ve ifosfamid akut lenfoblastik lösemi (ALL) tedavisinde de kullanılan kemoterapötik ajanlardır. Tek başlarına kullanıldıklarında görülen en önemli yan etkileri ise hemorajik sistittir. Hemorajik sistit ve hematüri gelişimini önlemek amacıyla MESNA'nın (2-merkaptoetansülfonat sodyum) üroprotektif ajan olarak kullanılması günümüz kemoterapisinde standart bir uygulamadır. MESNA toksik metabolitleri nötralize ederek böbrek ve mesaneyi korumakta ve idrar yolu ile vücuttan atılmaktadır. MESNA kullanımının idrar incelemelerinde yanlış keton pozitifliği verebileceği daha önce yapılan çalışmalarda belirtilmiştir. Uygulama sırasında görülen ketonüri, klinisyenleri yanlış yönlendirebilmekte ve ketonüriye yol açan diğer nedenlerin ekarte edilmesi için ek incelemelerin yapılmasına, dolayısıyla tedavi masraflarında artışa ve hastaya gereksiz tetkikler yapılmasına yol açabilir. Bu çalışmada, siklofosfamid ve ifosfamid alan hastalarda yalancı ketonüri görülme sıklığı ve kaybolma süresi araştırılmıştır. Hastanemizde ALL tanısıyla kemoterapi ajanı olarak siklofosfamid ve ifosfamid uygulanan 29 hastada 54 tedavi epizodunun 50' sinde ketonüri görüldüğü saptanmış (%92.59) ve toplam 16 hasta daha ayrıntılı olarak incelenmek üzere takibe alınmıştır. Metot olarak 1 Ocak 2006 ve 1 Eylül 2006 tarihleri arasında ALL tanısı ile siklofosfamid ve ifosfamid alan 16 hastada, infüzyon öncesi idrarda ketonu bulunmayan 25 epizot çalışmaya dahil edilmiştir. Fosfamid grubu içeren kemoterapi ajanı MESNA ile birlikte uygulanmıştır. Hastalar Combur10Test® (Roche Diagnostics GmbH, Mannheim, Germany) idrar şeridi ile takip edilmiş ve 3 saatlik aralar ile (0–15.saatler arası) idrar keton pozitifliği ve negatifliği değerlendirilmiştir. Toplam 16 hasta ve 25 epizodun demografik bilgileri Tablo 1' de sunulmuştur. Ketonüri saptanan vakalarda ketonüri süresince kusma, hiperglisemi, dehidratasyon, idrar yolu enfeksiyonu saptanmamıştır. İdrar değerlendirmesine 2 kez ardı ardına keton negatifliği görülene kadar devam edilmiştir. Değerlendirmelerde MESNA atılımının ilk saatlerde başladığı, tekrarlayan MESNA dozları ile idrar keton seviyesinin 0–3 pozitif arasında değiştiği görülmüştür. Ketonürinin saptanmadığı 4 epizodun(%16) 3'ü 2 yaşında olup, bu negatif sonuç mesane kontrolünün gelişmemesi nedeniyle MESNA'nın atılımının olduğu saatlerde vakadan idrar alınamamasına bağlanmıştır. Goren ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada ( False-positive ketone tests: a bedside measure of urinary mesna. Cancer Chemother Pharmacol 1990; 25: 371–372) yalancı pozitif ketonürinin MESNA'nın atılımını gösterdiği ve MESNA atılımının takibinde kullanılabileceği bildirilmiştir. Ancak adı geçen çalışmada idrar MESNA atılımının ilk saatlerde başladığı ve 4 saatte atılımın tamamlandığı belirtilmiştir. Bizim çalışmamızda, benzer olarak ilk saatlerde keton pozitifliği saptanmış, fakat farklı olarak 15 saate kadar yalancı ketonüri pozitifliğinin devam edebileceği görülmüştür. MESNA uygulanan hastalarda uygulamayı takiben ilk 4 saat içinde ketonürinin görüldüğü ve son MESNA uygulamasını takiben ilk 15 saat içinde ketonürinin kaybolduğu gözlemlenmiştir. Sonuç olarak, MESNA uygulamasından sonra 15 saat içinde görülen ketonürinin MESNA ya bağlı olabileceği, 15 saat sonrasında devam eden ketonüride ek bir neden varlığının araştırılması gerektiği (diyabet, idrar yolu enfeksiyonu, dehidratasyon, açlık) düşünülmelidir.

Tablo 1. İfosfamid veya Siklofosfamid ve MESNA Alan Akut Lenfoblastik Lösemili Çocuklarda Özellikler

Yaş (Yıl)

3.5 (1.5–11)

Cinsiyet (Kız/Erkek)

6/10

Risk Grubu

 

Standart

4

Orta

8

Yüksek

4

Ketonüri takibi yapılan epizot

25

CPM + MESNA

23

IFO + MESNA

2

MESNA dozu (mg)

828 (336–1692)

Tablo 2. MESNA Uygulamasının Son Dozundan Sonra İdrarda Ketonun Kaybolduğu Saat

Saatler

3.

6.

9.

12.

15.

Toplam

Ketonüri gözlenen epizot

9

5*

-

5

2

21 (%84.00)

Ketonüri gözlenmeyen epizot

-

-

-

-

-

4 (%16.00)

Toplam

25 (%100)

* 2 epizot ifosfamide aittir.

 

PROPTOZİS İLE GELEN RELAPS AKUT LENFOBLASTİK LÖSEMİ:
BİR OLGU SUNUMU
(1)Emel Akkaya, (1)Bekir Koşan, (1)Sibel Korucu, (1)Üstün Ezer, (2)A. Emin Kürekçi
(1) Özel LÖSANTE Lösemili Çocuklar Hastanesi , (2) Gülhane Askeri Tıp Akademisi-Pediatrik Hematoloji Bilim Dalı; Ankara Türkiye

Akut lenfoblastik lösemide (ALL) ekstramedüller organ tutulumu ile kendini gösteren relaps, testis ve santral sinir sistemi (SSS) dışında nadir görülür. Bildirilen olgular arasında kranial sinirlerde, overde, tiroid bezinde, uterin cervixte, intraspinal kanalda, masseter kasında, mandibulada, gastrointestinal sistem ve pankreasda, memede ve deride tutulum ile relaps gösterilmiştir. Ancak, orbital tutulum ile relaps gösteren olgular nadirdir. Burada proptozis ile başvurusunda, kemik iliği, SSS, optik sinir ve ekstra oküler kas ve orbital yağ dokusu tutulumu ile relaps gösteren ALL'li bir olgu sunulmaktadır. Pre-T ALL tanısıyla takip ve tedavi edilen 7 yaşındaki erkek hasta tedavinin 24. ayında, iştahsızlık, gözde kanlanma, alt göz kapağında ağrısız şişlik yakınması ile başvurdu. Fizik muayenede göz muayenesinde sağ göz alt ve üst kapakta şişlik, sağ gözde sol göze göre yaklaşık 2 mm proptozis, sağ göz konjonktivasında medialde hiperemi ve kabarıklık saptandı. Göz kas fonksiyonları, her iki göz kırıcı ortamları ve fundusları doğal olan, pupil ışık reaksiyonları normal ve her iki göz görmesi tam olan hastanın diğer fizik muayene bulguları doğaldı. Laboratuvar bulgularında; WBC 4800/mm3 (periferik yaymada; lenfosit %26, blast %22, PMNL %36, monosit %16), Hb 14.2 g/dl, Plt 182 000 /mm3, eritrosit sedimantasyon hızı 40 mm/saat, ALT 113 U/L, AST 51 U/L, LDH 628 U/L (normal 140–300 U/L), diğer biyokimyasal parametreler normal sınırlar içerisinde idi. Beyin omurilik sıvısında (BOS) 2720 /mm3 beyaz küre, BOS glukoz 51 mg/dl, BOS protein 16 mg/dl, BOS Cl 107.4 mmol/L, BOS sitoloji ALL infiltrasyonu ile uyumlu idi. Kemik iliğinin morfolojik incelemesinde %57 lenfoblast, akım sitometrisinde pre-T hücreli ALL ile uyumlu olduğu ve sitogenetik incelemede 46, XY karyotipinin bulunduğu saptandı. Orbital ve kranial manyetik rezonans (MR) görüntülemede; SSS tutulumu, sağ ekstra oküler kaslar ve orbital yağ doku ile her iki optik sinir ve optik kiazmda malign infiltrasyon ile uyumlu bulgular, serebral sulkuslarda atrofi ile uyumlu minimal genişleme, kronik maksiler, etmoid, sfenoid sinüzit saptandı. Hastaya relaps ALL tanısı ile reindüksiyon tedavisi başlandı. SSS de 21. günde, kemik iliğinde 28. günde remisyon sağlandı. Orbital tutulum ile relaps gösteren olgularda, optik sinir tutulumu başta olmak üzere choroid, retina, iris, silier cisim, ön kamera, lakrimal gland, retina, izole inferior rectus kası tutulumu bildirilmiştir. Proptozis ile başvuran ve orbital tutulum saptanan olgu ise son derece nadirdir. Ekstra oküler kasların, orbital yağ dokusunun, her iki optik sinirin, SSS ve kemik iliği ile beraber tutulduğu olgu ise bulunmamaktadır. Proptozis ve konjonktivada hiperemi ile başvuran, muayene ve kan sayımı parametreleri ile relapsı düşündürmeyen fakat periferik yaymada gözlenen blastlar, yapılan göz muayenesi ve MR bulguları ile optik sinir, ekstra oküler ve orbital yağ dokusu, SSS ve kemik iliği relapsı saptanan bu olgu, tam kan sayımı parametreleri normal olsa bile propitosiz ile başvuran lösemili hastalarda relaps olabileceğinin göz önünde bulundurulması gerektiğini vurgulaması bakımından önemli bulunmuştur.

LÖSEMİLİ ÇOCUKLARDA SANTRAL VEN KATETER KOLONİZASYONUNUN ÖNLENMESİNDE SEFAZOLİNİN YERİ VAR MI?
(1)Serpil Taşdelen, (1)Emel Akkaya, (1)Bekir Koşan, (1)Nuray Cengiz, (1) Duygu Aksen, (1)Üstün Ezer, (2)A. Emin Kürekçi
(1) Özel LÖSANTE Lösemili Çocuklar Hastanesi , (2) Gülhane Askeri Tıp Akademisi-Pediatrik Hematoloji Bilim Dalı; Ankara Türkiye

Parenteral nütrisyon, kemoterapi, kan ürünleri ve antimikrobiyal terapi uygulanacak hastalar için uzun süre kullanılacak venöz yol gereklidir. Bu yol çeşitli santral venöz kateterlerle sağlanır. Kateterle ilgili enfeksiyonlar hem morbidite ve mortaliteyi arttırmakta hem de kateterin planlanan zamandan önce çıkarılmasına neden olmaktadır. Kateterlerin uzun süre kullanılmasını sağlamak için tek başına heparin ya da heparin ile birlikte özellikle Gram-pozitif mikroorganizmaların kateterle ilişkili enfeksiyonlara neden olmasını önlemek amacıyla çeşitli antimikrobiyal ajanlar kullanılmaktadır. Bu amaçla son yıllarda klorheksidin ve silver sulfadiazin gibi antiseptiklerle ya da minosiklin ve rifampin gibi antibiyotiklerle kaplı kateterler de kullanıma sunulmuştur. Santral venöz kateterlerde en sık üreyen mikroorganizma Gram-pozitif koklardır. Bu çalışmada santral venöz kateterlerde bakteri kolonizasyonunu önlemek için ekonomik olması, vankomisin dirençli mikroorganizma riski bulunmaması ve antistafilokokkal etkisinin varlığı nedeniyle sefazolinin etkinliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Özel Lösante Lösemili Çocuklar Hastanesinde akut lenfoblastik lösemi (ALL) tanısı ile takip edilmekte olan santral venöz katetere sahip 18 hasta prospektif olarak çalışmaya alındı. Çalışma 2 grupta yürütüldü. Sefazolin grubunda ki kateterlere 4 hafta ara ile 250 mg sefazolin + heparin, kontrol grubunda ki kateterlere ise yine 4 hafta ara ile 10 ml heparinize serum fizyolojik (100 U/ml) uygulandı. Tipik olarak cilt florasını oluşturan plazma koagülaz negatif staphylococcus, corynebacteria ve propionibacteria gibi bakterileri etken olarak kabul etmek için farklı zamanlarda alınan en az 2 kültür pozitifliği arandı. Üreme olan kateter kültürleri ile eş zamanlı olarak alınan perifer kan kültürlerinde üreme olmaması ve vasküler yola ait enfeksiyon bulgularının bulunmaması kolonizasyon olarak değerlendirildi. İzole edilen örnekler Gram boyama, katalaz reaksiyonu, tüp koagülasyon testi ve biyokimyasal reaksiyonlar ile identifiye edildi. Veriler Tablo 1’de gösterilmektedir. Santral venöz kateterlerde üreyen bakterilerin eradikasyonunda sefazolin ile kontrol grubu karşılaştırıldığında aralarında anlamlı bir fark bulunamadı (p>0.05). Kateter gün sayısı olarak bakıldığında tüm kateter günlerine göre kültür pozitifliğinin düşük olması (1000 kateter gününde 1.07 üreme) hastanemizin dal hastanesi olması nedeniyle farklı hastalık gruplarından hasta kabulunun olmaması, yatan hasta sayısının az olması, hasta başına düşen hemşire sayısının yeterli olması, kateter kullanımının dikkatli yapılması, personel eğitiminin yeterli olması ve takip edilen hastaların invaziv işlemlerinin az olduğu ayaktan takip süreçlerini de içermesine bağlanmıştır. Sonuç olarak, santral venöz kateterlerde bakteri kolonizasyonunun önlenmesinde sefazolin uygulamasının etkin olmadığı kanaatine varılmıştır.Tablo 1.Takip edilen santral venöz kateterlere ait özellikler

 

Sefazolin

Kontrol

Toplam

Hasta sayısı

8

10

18

Yaş

2-13

1-14

 

Cinsiyet Kız

3

3

6

Erkek

5

7

12

Toplam kateter günü

2878

3611

6489

Toplam alınan kültür sayısı

68

86

154

Kültürde üreme sayısı (%)

4 (5.88)

3 (3.48)

7 (4.54)

Üreyen mikroorganizmalar:

 

 

 

Koagülaz (-) stafilokok

4

2

6


Hematolojik Maligniteli Çocuk Hastalarda Sağ Atrial Kateter Komplikasyonları
Talia İleri, Emel Akkaya, Funda Erkasar Çıtak, Serpil Taşdelen, Üstün Ezer, A. Emin Kürekçi

Kliniğimizde hematolojik malignite nedeni ile izlenmekte olan 76 çocuk hastaya takılmış 78 santral venöz port katetere bağlı gelişen komplikasyonlar değerlendirildi. Kateterlerin ortalama kalış süresi 680 gün (14-1932) ve total kullanım süreleri 61070 gün olarak bulundu. Verileri değerlendirdiğimizde, kateter enfeksiyonları, kolonizasyon gelişme sıklığı ve mekanik komplikasyonların literatür ile karşılaştırıldığında kliniğimizde belirgin olarak düşük olduğu gözlendi. Dikkatli hasta bakımının ve hemşire eğitiminin bu sonuçların elde edilmesinde etkili olduğu düşünülmektedir.

Hematolojik Maligniteli Çocuk Hastalarda Kemoterapiye Sekonder Gastrointestinal Sistem Toksisitesinin Önlenmesinde Oral Glutamin Desteği
Talia İleri, Emel Akkaya, Funda Erkasar Çıtak, Duygu Aksen, Üstün Ezer, A. Emin Kürekçi

Glutamin non-esansiyel bir aminoasit olup nükleotid sentezi ve hızlı çoğalan hücreler için büyük önem taşımaktadır. Yüksek doz kemoterapi uygulanan hastalara glutamin desteğinin enfeksiyon riskini, mukozit insidansı ve ciddiyetini azaltacağı yönünde çalışmalar bulunmaktadır. Bu amaçla yaptığımız çalışmamıza akut lenfoblastik lösemi tanısı ile izlenmekte olan 16 hasta dahil edildi. Hastalara 43 siklus kemoterapi glutamin desteği ile birlikte uygulanırken her hasta kendisinin kontrol grubu olacak şekilde 41 siklus kemoterapi glutamin desteği olmadan verildi. Glutamin desteği alan grup ile kontrol grubu arasında mukozit gelişimi açısından istatistiksel yönden anlamlı fark bulunmamakla birlikte glutamin alan 2 hastada mukozit gelişiminde belirgin gerileme olduğu saptandı. Hastalara kemoterapinin 5 ve 10. günlerinde Wong-Baker Ağrı skalası uygulandı ve glutamin alan grup ile almayanlar arasında belirgin fark olduğu görülürken glutaminin nötropeni sıklık ve ciddiyetini belirgin azalttığı tespit edildi. Biz bu çalışmamız sonucunda yoğun kemoterapinin glutamin desteği ile birlikte uygulanmasının tedavinin geliştirdiği komplikasyonların azaltılması açısından yararlı olacağını düşünmekteyiz.

Sitogenetik Değerlendimede Monozomy X Saptanan
Akut Lenfoblastik Lösemili Çocuk Hasta Olgusu
Talia İleri, Funda Erkasar Çıtak, Emel Akkaya, Muhterem Bahçe, Üstün Ezer,A. Emin Kürekçi

Hematolojik malignitelerde gelişen spesifik klonal anomaliler hastalığın klasifikasyonu, prognozu ve tedavisi açısından yol gösterici olarak karşımıza çıkmaktadır. X kromozomunun kaybı çok nadir görülmekte olup şimdiye kadar sadece 6 vakada gösterilmiştir. Biz burada akut lenfoblastik lösemi (ALL) tanısı ile izlemekte olduğumuz ve monozomi X saptadığımız bir vakayı sunmayı amaç edindik. Üç yaşında kız hasta halsizlik ve spontan ekimoz gelişmesi yakınmaları ile başvurdu. Yapılan fizik muayene, kan sayımı ve kemik iliği incelemeleri sonucu ALL ile uyumlu bulunan hastanın sitogenetik incelemesinde metafaz elde edilememekle birlikte X kromozomuna yönelik sentromerik prob kullanılarak yapılan “Fluorescence in-situ hybridisation” (FISH) incelemesinde 200 interfazın 166'sında (%83) tek X kromozomu sinyali alındı. ALL BFM 95 kemoterapi protokolü uygulanan ve halen tedavisi devam eden hasta 15. günden itibaren remisyondadır.

Lösemili Çocuklarda Kemoterapi Sonrası Gelişen Ciddi Gastrointestinal Kanamalarda Rekombinant Aktive Faktör 7 Kullanımı

 
 

Hematolojik Malignensili Çocuklarda Minor Anomaliler

 
 

Akut Promyelositik Lösemili Bir Çocukta
All-Trans Retinoik Asit İlişkili Myozit Olgusu